Kayseri’de Soğuk Bir Akşam ve İçimde Büyüyen Bir Soru
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: İlk klavye ne zaman çıktı ?
Kayseri’nin kış akşamları insanın içine işler. Dışarıda rüzgâr sert eserken, evin içinde bile sanki bir şeyler eksik kalır. 25 yaşındayım. Günlük tutuyorum. Kendimi çoğu zaman kelimelerle toparlamaya çalışıyorum.
O gün içimde tuhaf bir ağırlık vardı. Ne tam üzgünüm diyebiliyordum ne de normal. Sanki bir şey görmüşüm de içime işlemiş gibi… Ama adını koyamıyordum.
Sonra o an geldi.
“İnsana acımak ne demek?”
Bu soru bir anda aklıma düşmedi aslında. Bir olayın, bir bakışın, bir sessizliğin içinde yavaş yavaş büyüdü.
Otobüs Durağında Başlayan Sessizlik
Akşamüstüydü. Şehir merkezinden eve dönüyordum. Otobüs durağında kalabalık vardı ama kimse kimseyi gerçekten görmüyordu. Herkes kendi içine çekilmişti.
Tam o sırada yaşlı bir adam geldi. Elinde eski bir poşet, üstü başı soğuktan sertleşmiş gibi duruyordu. Durağa oturdu. Kimse yer vermedi. Ya da aslında herkes gördü ama görmezden geldi.
Ben gördüm.
Ve içimde bir şey kırıldı.
O an hissettiğim şeyin adı yoktu. Üzüntü müydü, yoksa başka bir şey mi… Bilmiyordum. Ama gözlerim istemsizce ona takılı kaldı.
Kendi kendime sordum:
“İnsana acımak ne demek?”
Acıma Hissi İlk Kez Bu Kadar Net Gelmişti
O yaşlı adamın elleri titriyordu. Otobüs gelene kadar sürekli poşetini düzeltti. Sanki orada görünmemeye çalışıyordu.
Ben ise içimde büyüyen bir rahatsızlıkla onu izliyordum.
Acımak… Bu kelime daha önce sadece bir kelimeydi benim için. Ama o an, bir duygu gibi değil de bir yük gibi çöktü içime.
Çünkü acımak sadece üzülmek değildi.
Birini görüp onun yerine kendini koyamamak da değildi.
Daha karmaşıktı.
Daha ağırdı.
Otobüste Yan Koltuk
Otobüse bindik. O yaşlı adam arka tarafa yürüdü. Ben orta sıralarda bir yere oturdum. Ama gözüm sürekli ondaydı.
Yanında boş koltuk vardı.
İçimde bir çatışma başladı.
Kalkıp yanına otursam mı?
Yoksa sadece bakmakla mı yetinsem?
O an içimdeki sessizlik çok gürültülüydü.
Ve sonra düşündüm:
“İnsana acımak ne demek, eğer yanına oturmayı bile değiştirmiyorsa?”
Bir Bakışın Ağırlığı
Bir süre sonra yaşlı adam bana baktı. Sadece kısa bir an.
O bakışta ne vardı biliyor musun?
Yorgunluk.
Alışkanlık.
Ve en çok da fark edilmemeye alışmışlık.
O bakış içimi deldi geçti.
Ben o an kendime kızdım. Çünkü içimden geçen acıma hissi, hiçbir şeye dönüşmüyordu. Sadece orada duruyordu.
Acımak mıydı bu?
Yoksa sadece geçici bir sızı mıydı?
Eve Dönüş ve İçimdeki Ağır Sessizlik
Eve geldiğimde montumu bile düzgün asmadım. Odaya geçip yatağa oturdum. Dışarıdan gelen sesler azalmıştı ama içimdeki ses büyümüştü.
Defterimi açtım.
Uzun süre sadece boş sayfaya baktım.
Sonra yazmaya başladım:
“İnsana acımak ne demek?”
Ama devamını getiremedim.
Çünkü bu sorunun cevabı bir cümleye sığmıyordu.
Acımak mı, Anlamak mı?
O gece düşündüm.
Acımak bir duyguysa, neden içimde bu kadar huzursuzluk bırakıyordu?
Birini üzgün görmek, onun yerine üzülmek… Bu yeterli miydi?
Yoksa asıl eksik olan şey başka bir şey miydi?
Belki de acımak, insanın kendini koruma biçimiydi.
Uzaktan üzülmek, ama yaklaşmamak.
Hissetmek, ama dokunmamak.
Bu düşünce beni rahatsız etti.
Çünkü kendimi dürüst bulmadım.
Ertesi Gün Aynı Durağa Geri Dönüş
Ertesi gün aynı saatlerde yine o duraktaydım. İçimde garip bir merak vardı. O adamı tekrar görür müyüm diye bekliyordum.
Ve gördüm.
Aynı yerdeydi.
Ama bu sefer biraz daha farklıydı. Yanına bir kadın oturmuştu. Ona çay vermişti küçük bir bardakta. Adam yavaş yavaş içiyordu.
O an içimde bir şey değişti.
Acıma hissi yerini başka bir şeye bıraktı.
Umut.
İnsana Acımak Ne Demek, Gerçekten?
O sahneyi izlerken fark ettim ki acımak tek başına bir şey değildi.
Eksikti.
Eğer yanında bir şey yapmıyorsan, sadece içinden üzülüyorsan, bu duygu yarım kalıyordu.
İnsana acımak ne demek sorusu o an bende değişti.
Artık cevap daha farklıydı:
Görmek ama sadece bakmamak.
Hissetmek ama sadece içinde tutmamak.
Ve belki de en önemlisi, bir şey yapabilmek.
Kayseri Sokaklarında Değişen Bakışım
O günden sonra şehre bakışım değişti.
Otobüs durakları artık sadece durak değildi.
İnsanlar sadece geçen kalabalık değildi.
Her yüzün arkasında bir hikâye olduğunu daha net görmeye başladım.
Ve bu farkındalık bazen ağır geldi.
Çünkü insanı görmek, bazen insanın yükünü de taşımak demekti.
Bir Akşam Defterimde Yazdığım Son Cümle
O gece defterime şunu yazdım:
“İnsana acımak, aslında kendini de biraz görmektir. Çünkü birini acırken bulduğunda, kendi eksikliğini de fark edersin.”
Yazdıktan sonra uzun süre kalemi elimde tuttum.
Silmek istedim.
Ama silmedim.
Çünkü bu kez hissettiğim şey netti.
İçimde Kalan Son Duygu
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o otobüs durağını unutamıyorum.
Çünkü orada sadece bir adamı görmedim.
Kendimi de gördüm.
Acıma duygusunun ne olduğunu anlamaya çalışırken aslında insan olmanın ne kadar karmaşık olduğunu öğrendim.
Ve belki de en gerçek cevap şuydu:
İnsana acımak ne demek?
Bazen hiçbir şey yapamamak gibi hissettirse de, aslında içini değiştiren ilk çatlaktır.