İçeriğe geç

Dilini yutan insana ne yapılır ?

Kayseri’de Bir Gün ve İçimde Kalan O An

Sabahın erken saatleriydi. Kayseri’nin o sert ama bir o kadar da tanıdık soğuğu, camdan içeri sızıyordu. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı severim; bazen bir insanın içini en iyi boş sayfalar anlar diye düşünürüm. O gün de içimde tuhaf bir sıkışıklık vardı ama adını koyamıyordum.

Kahvemi hazırlarken telefona bakıp durdum. Hayatın sıradanlığıyla barışık gibiydim ama içimde hep bir “bir şey olacak” hissi dolaşıyordu. O hissin ne kadar gerçek olduğunu o gün öğrenecektim.

O An: Her Şey Bir Anda Değişti

Arkadaşım Mert’le küçük bir kafede buluşmuştuk. Kayseri’de herkesin bildiği o dar sokaklardan birinde, camları buğulu bir yerdi. Konuşuyorduk, gülüyorduk, hayatın basit taraflarını didikliyorduk.

Sonra oldu.

Mert bir anda sustu. Önce sadece bakışları boşaldı. Gülüşü yarım kaldı. Elindeki çay bardağı titredi. “İyi misin?” diyemedim bile, çünkü saniyeler içinde yere doğru kaymaya başladı.

Bir şeylerin yanlış gittiğini anladığım an içimdeki bütün sesler sustu.

Ve o cümle kafamın içinde yankılandı: Dilini yutan insana ne yapılır?

Ama o an hiçbir şey bilmiyordum.

Panik ve Gerçeklik Arasında Sıkışmak

Mert yere düştüğünde insanlar bir anda etrafımıza toplandı. Kimi bağırıyor, kimi telefonuna sarılıyordu. Ben ise donup kalmıştım. Sanki zaman benim etrafımda değil de başka bir yerde akıyordu.

Birisi “dilini yuttu!” dedi.

O kelime içimde bir korku patlaması yarattı. Gerçekten de böyle miydi? İnsan dili nasıl yutardı? O an öğrendim ki bu ifade aslında halk arasında yanlış bilinen bir şeydi ama kimse bunu düşünmüyordu.

Ben sadece Mert’e bakıyordum.

Nefes almaya çalışıyor gibiydi ama bedeninin kontrolü onda değildi. Ellerim titriyordu. İçimde bir hayal kırıklığı vardı; kendime karşı. Çünkü hiçbir şey yapamıyordum.

“Dilini Yutan İnsana Ne Yapılır?” Sorusu İçimde Çınlarken

O an zihnimde tek bir soru vardı: Dilini yutan insana ne yapılır?

Ama cevap yoktu. Sadece korku vardı.

Bir yandan da insanların söyledikleri birbirine karışıyordu:

“Su ver!”

“Ağzını aç!”

“Sert tutun!”

Ama içimde bir ses, bunların doğru olmayabileceğini söylüyordu. O sesin varlığı bile bana umut verdi.

Bir kadın yaklaştı. Sakin bir şekilde, “Sakin olun, bu nöbet gibi görünüyor, dilini yutmaz” dedi.

O cümleyle birlikte içimdeki düğüm biraz gevşedi ama Mert hâlâ yerdeydi.

Bir Yabancının Sakinliği

Kadın, Mert’in yanına diz çöktü. Elini onun başına götürmeden, sadece yan pozisyona çevirmeye çalıştı. “Bırakın alan açın” dedi.

Kalabalık geri çekildi.

Ben ise hâlâ oradaydım. Donmuş ama gözlerim dolu dolu.

Kadın bana bakıp, “Yan pozisyona getiriyoruz, nefes yolu açık kalmalı” dedi.

O an ilk kez nefes aldığımı hissettim.

Mert’in başı yana çevrildi. Nefes alışı düzensizdi ama en azından hava alıyordu. Ellerim hâlâ titriyordu ama artık panik biraz geri çekilmişti.

O An Öğrendiğim Gerçek

Benzer Bir Yazı: Dilek sigarası nedir ?

Dilini yutan insana ne yapılır diye sorarken, aslında yanlış bir şeyin peşinden koştuğumu fark ettim.

Gerçek şuydu:

Dil yutulmazdı. Ama nöbet sırasında hava yolunu tıkayabilirdi.

Ve yapılması gereken şey korkuyla hareket etmek değil, doğru şekilde beklemekti.

Bu bilgi bile o an bana bir kurtuluş gibi geldi.

Ambulans Beklerken Zamanın Ağırlığı

Ambulans gelene kadar geçen süre, hayatımın en uzun dakikalarıydı.

Mert’in yanında oturdum. Onun nefesini dinledim. İçimde sürekli bir “ya geç kalırsak” korkusu vardı ama kadın sakinliğini koruyordu.

Bana, “Onun yanında kal, yalnız bırakma ama müdahale etmeye çalışma” dedi.

O an anladım ki bazen en büyük yardım, hiçbir şeyi yanlış yapmamaktır.

Kayseri’nin o soğuk havası içeri doluyordu ama ben terliyordum. Ellerim buz gibi olmuştu.

Hatıraların Üstüne Çöken Sessizlik

Mert’in çocukluğunu düşündüm bir anda. Onunla lisede yaptığımız saçma tartışmaları, Erciyes’e çıktığımız o günü, kahkahalarımızı…

Ve şimdi yerde, kontrolsüz bir şekilde nefes alıp veren o adam.

Hayatın kırılganlığı yüzüme tokat gibi çarptı.

İçimde bir hayal kırıklığı vardı; çünkü insan en sevdiğine bile bazen hiçbir şey yapamayacak kadar çaresiz kalabiliyordu.

Ama aynı zamanda küçük bir umut da vardı. Çünkü yalnız değildik.

Gezo olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “Dilini yutan insana ne yapılır” konusunda daha fazlası için takipte kalın!

Ambulans Geldiğinde

Siren sesi duyulduğunda içimde bir şey çözüldü. Sanki uzun süredir sıkılı duran bir yumruk gevşedi.

Sağlık ekipleri hızlıca geldi. Profesyonel bir sakinlikleri vardı. Her hareketleri planlıydı.

Mert’i kontrol ettiler. Bize kısa sorular sordular. Ben cevap verirken sesim titriyordu.

“Epilepsi olabilir,” dediler.

O an dilimde tek bir kelime vardı: şükür.

Ama bu şükür kolay bir şükür değildi. İçinde korku, yorgunluk ve tuhaf bir boşluk vardı.

O Günün İçimde Bıraktığı İz

Ambulans gittikten sonra uzun süre orada kaldım. Kafe sessizleşmişti. İnsanlar dağılmıştı.

Kendime tekrar tekrar aynı soruyu sordum:

Dilini yutan insana ne yapılır?

Artık cevabı biliyordum.

Panik yapılmaz.

Ağza bir şey sokulmaz.

Kişi yan çevrilir.

Nefes yolu korunur.

Ve en önemlisi yardım beklenir.

Ama bütün bu bilgilerden daha önemli bir şey vardı: insanın o an yalnız kalmaması.

İçimde Kalan Sessiz Ders

Eve döndüğümde günlüğümü açtım ama uzun süre yazamadım. Kalem elimde kaldı.

Kayseri’nin gecesi sessizdi. Pencereyi açtım, soğuk hava yüzüme vurdu. O an içimde bir şey kırıldı ama aynı zamanda bir şey de güçlendi.

Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha anlamıştım.

Ve en çok da şunu:

Bazen en büyük kahramanlık, sadece yanında durabilmekti.

O gün Mert için hiçbir şey yapmadığımı düşündüm önce. Sonra aslında en önemli şeyi yaptığımı fark ettim: oradaydım.

Ve bazen “orada olmak”, bütün cevaplardan daha büyüktü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://www.anaokulu.org https://cune.com.tr https://cocu.com.tr Sitemap
ilbet güncel giriş