Gezo’ya hoş geldiniz. Bu yazımızda merak ettiğiniz “Kent kahve boykot mu” konusunu sizin için araştırdık.
Bir Şehrin Sessizliği İçinde Başlayan Soru
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Kenef Arapça mı ?
Kayseri’de sabahlar hep aynı kokuyla başlar; taş binaların arasına sıkışmış soğuk hava, fırınlardan yükselen ekmek kokusu ve insanların aceleci adımları. Ben 25 yaşındayım ve bu şehrin içinde büyürken en çok şunu öğrendim: Küçük sorular bazen büyük fırtınalar koparır.
O gün de öyle bir soruyla uyandım.
“Kent kahve boykot mu?”
İlk gördüğümde sıradan bir sosyal medya başlığı sandım. Parmaklarım telefonda kaydırırken gözüm takıldı sadece. Ama sonra kahvaltı masasında annemin bile aynı şeyi sorduğunu duyunca, işin basit bir internet tartışmasından çok daha fazlası olduğunu anladım.
O an içimde garip bir huzursuzluk oluştu. Çünkü kahve benim için sadece kahve değildi. Sabahları uyanmak, düşünmek, bazen de kaçmak demekti. Ve şimdi o kahvenin adı bile bir tartışmanın ortasında duruyordu.
Kahveyle Kurduğum Küçük Bir Hayat
Benim hayatımda kahve hep bir sığınak oldu. Üniversite yıllarında geceleri ders çalışırken yanımda hep bir kupa olurdu. O zamanlar hangi markayı içtiğimi bile düşünmezdim. Sadece sıcak olması yeterdi.
Ama büyüdükçe her şeyin anlamı değişiyor.
Bir sabah arkadaşım Elif’le Erciyes’e yakın bir kafede otururken yine o konu açıldı. Elif telefonu masaya koydu, ekranı bana çevirdi.
“Bunu gördün mü?” dedi.
Ekranda yine aynı soru vardı: “Kent kahve boykot mu?”
İlk başta umursamaz gibi davrandım. Ama içimden bir şey kıpırdadı. Sanki yıllardır alıştığım küçük rutinler bir anda sorgulanıyordu. Elif konuşmaya devam etti ama ben onu tam duyamadım bile. Gözüm kahve fincanındaydı.
O an düşündüm: Bir içeceğe bile taraf olmak zorunda mıyız gerçekten?
Market Rafında Donup Kaldığım An
Bir gün alışverişe çıktığımda, gerçek duygumla yüzleştim. Marketin kahve reyonunda uzun süre durdum. Raflar doluydu; farklı markalar, farklı paketler, hepsi bir düzen içinde dizilmişti. Ama benim gözüm sadece bir tanesini arıyordu.
Kent kahve.
Elim uzandı ama durdu. Sanki görünmeyen bir şey beni geri çekti. Yanımda iki kişi konuşuyordu:
“Boykot varmış ya, almıyor musun?”
Diğeri omuz silkti:
“Bilmiyorum, herkes bir şey diyor.”
İşte o an kafamın içi karıştı. Bir yandan “sadece kahve” diyordum, diğer yandan “ya gerçekten önemliyse?” sorusu beynimi kemiriyordu.
O an kendimi çok garip hissettim. Sanki küçük bir karar bile kimliğimin bir parçasına dönüşmüştü.
Şüphe, Sosyal Medya ve İç Sesim
Eve döndüğümde ilk yaptığım şey telefonu tekrar elime almak oldu. Kaydırdıkça konu daha da büyüyordu. Birileri boykot çağrısı yapıyor, birileri bunun yanlış olduğunu söylüyor, bazılarıysa tamamen dalga geçiyordu.
Ben ise sadece bakıyordum.
Ve içimden geçen tek şey şuydu: Ben ne yapmalıyım?
Bir kahve markasının etrafında dönen bu tartışma bana tuhaf geliyordu. Ama aynı zamanda çok gerçekti. Çünkü mesele artık sadece kahve değildi; güven, aidiyet ve doğru olanı seçme çabasıydı.
O gece uzun süre uyuyamadım. Tavana bakarken zihnimde tek bir cümle dönüp duruyordu:
“Kent kahve boykot mu?”
Bu soru bir slogan gibi değil, bir vicdan sorgusu gibi yerleşmişti içime.
Arkadaşlarla Yapılan Uzun Bir Sohbet
Ertesi gün arkadaş grubumuzla yine aynı kafedeydik. Bu kez konu kaçınılmazdı. Masaya gelen kahveler bile konuşmanın ağırlığını değiştirmiyordu.
Mert direkt konuya girdi:
“Bence herkes abartıyor. Kahve bu sonuçta.”
Zeynep ise daha farklı düşünüyordu:
“Abartı mı bilmiyorum ama bir şeyler varsa göz ardı edemeyiz.”
Ben arada kalmıştım. İkisi de haklı gibi geliyordu. Ama hiçbir taraf beni tam olarak ikna etmiyordu.
Sessiz kaldım bir süre. Sonra yavaşça konuştum:
“Ben sadece şunu anlamaya çalışıyorum… Bir şeyi boykot etmek bazen gerçekten bir duruş mu, yoksa sadece bir trend mi?”
O an masada kısa bir sessizlik oldu. Herkes kendi düşüncesine gömüldü.
Ben ise içimdeki karmaşayı ilk defa bu kadar net hissettim. Çünkü bu mesele sadece kahveyle ilgili değildi. İnsanların neye inandığıyla ilgiliydi.
Bir Günlük Sayfasına Yazılanlar
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Uzun zamandır yazmadığım günlük sayfalarına geri döndüm.
“Bugün kendimi net hissedemedim,” diye başladım.
Kalem elimde ağırlaşıyordu.
“Bir şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu anlamak bazen sandığımdan daha zor. Kent kahve boykot mu diye sorarken aslında kendime başka bir şey soruyorum: Ben neye inanıyorum?”
Yazdıkça rahatlamadım, tam tersine daha da düşündüm.
Çünkü cevap yoktu.
Bir Fincanın İçinde Saklanan Anılar
Bir gün annem mutfakta kahve yaparken bana seslendi:
“Ne oldu sana son günlerde? Sürekli dalgınsın.”
O an fark ettim ki ben gerçekten değişiyordum. Küçük bir kahve tartışması beni iç dünyamda başka yerlere sürüklüyordu.
Annemin yaptığı kahvenin kokusu mutfağı doldururken birden geçmişe gittim. Üniversite yurdunda içtiğim ucuz kahveler, sabaha kadar süren sohbetler, uykusuzlukla karışan kahkaha sesleri…
Hepsi bir anda gözümün önünden geçti.
Ve o an düşündüm: Belki de mesele hiçbir zaman kahve değildi. Belki de mesele, o kahvenin etrafında biriken anlamlardı.
Karar Vermenin Ağırlığı
Bir süre sonra markete tekrar gittim. Bu kez daha sakindim. Rafların önünde daha az düşündüm ama daha çok hissettim.
Elime bir paket aldım. Uzun süre baktım.
Sonra yerine koydum.
Başka bir marka aldım.
Bu bir zafer değildi. Bir protesto da değildi. Sadece o anki iç sesime daha yakın hissettiğim bir seçimdi.
Ama eve dönerken bile içimde bir soru vardı:
“Ben bunu gerçekten inandığım için mi yaptım, yoksa sadece kararsızlığımdan kaçtığım için mi?”
Şehrin İçinde Büyüyen Sessiz Tartışma
Kayseri’de günler geçerken bu konu yavaş yavaş gündelik hayatın içine karıştı. Kafelerde, marketlerde, arkadaş sohbetlerinde hep aynı başlık dönüyordu.
“Kent kahve boykot mu?”
Kimi insanlar bunu kesin bir tavırla reddediyor, kimileri ise dikkatli olunması gerektiğini söylüyordu. Ama çoğu insan benim gibi ortadaydı; ne tamamen uzak ne tamamen yakın.
Ben ise her seferinde biraz daha düşünüyordum.
Çünkü artık şunu anlamıştım: Bazen bir ürün değil, o ürün etrafında oluşan hikâye insanı etkiliyordu.
İçimdeki Çatışma
Bir akşam tek başıma yürürken şehrin ışıklarına baktım. Soğuk hava yüzümü kesiyordu ama zihnim daha sıcaktı; düşüncelerle doluydu.
Kendime şunu sordum:
“Ben gerçekten neyi savunuyorum?”
Cevap vermek kolay değildi. Çünkü her cevap başka bir soruya dönüşüyordu.
O an fark ettim ki bu mesele bana sadece tüketimi değil, düşünmeyi öğretiyordu.
Sonunda Kalan Sessizlik
Günler sonra tekrar aynı kafeye gittim. Elif yine oradaydı. Masaya oturdum, kahveler geldi. Konuşmadan önce fincana baktım uzun süre.
Elif sordu:
“Hâlâ düşünüyor musun?”
Başımı hafifçe salladım.
“Evet,” dedim. “Ama artık sadece kahveyi değil… kendimi de düşünüyorum.”
O an içimde bir şey değişti. Net bir cevap yoktu belki ama daha önemli bir şey vardı: Sorgulamak.
Ve belki de bazı soruların cevabı hiçbir zaman tek bir cümle olmuyordu.
Sadece yaşanıyordu.
“Kent kahve boykot mu” konusunu beğendiyseniz Gezo sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.